November 2011
1 post
Dur bir dakika konuşamıyorum. Bildiğim bir şarkı çalıyor, eşlik etmek zorundayım içimden. Bekle ki yanlışlıkla dökülebileyim. Böyle şeyler gerçek hayatta da oluyor olmalı. Bir kere de bize olsun. Onu diyorum ya, ne olacaksa olsun. Yoksa sırtımın ağrısı öldürecek seni. Ne alakası var bacalarla güvercinlerin. Günaydın diyorsam mutluyumdur, uyanmalısın. Kaçırmamalıyız aklımızı ve treni. Yanımıza...
October 2011
2 posts
Sol şakağımın üzerinden, başımın arkasına doğru, enseme, omuzlarıma, bir maket gibi olan omurgama ve kemiklerin üzerindeki mor darplara, minik benlere, sevimsiz bir beyazlığa yani bana dair önemsiz her detaya kadar tansiyonu düşük, kahverengi bir eylemsizlik, yeri geliyor yalnızca üşüdüğümden, yeri geliyor yalnızca düşündüğümden- yani kopamıyorsun, diyorlar ki esaretin tatlı geliyor, neyse ne,...
İçimdeki sıkıntı, neye benziyor biliyor musun? Hani şu arkalara doğru bir ev vardı, “Acilen Satılık” tı çocukluğumuzdan beri. Güçlükle ayakta duruyor ve hiç aldırmıyordu etrafına. Sonra biraz ileride jandarma, şehrin en kalabalık yakaları, metal banklar ki boş bulunmazlar hiç, eğreti büfeler ve hastane. Tozu dumana katıp, uzaktan seyreden bira şişeleri. Sen hiç görmezken dirilen ve...
May 2011
1 post
Arkada oturuyorum. Niye arkada oturuyorum belli değil. Ben ön koltuğa müptelayım. Hep başkalarının arabalarında, bir ehliyetim olsun hiç istemedim. Başımı bırakıp da giderim diye, seslenmediler. Koltuğu kucağıma verdiler. 5 kişiyiz. Yine beş. “Bunu seveceğini biliyorum.” ve yolumuzun üzerindekileri topluyoruz. “Sen burada bekle.” Kafası bana emanet. Baltalar ve ağaçlar. İs...
April 2011
1 post
Bir süredir bazı şeyleri çok parlak ve net olarak gördüğümü söyleyebilirim. Ardından, hiç bir süpermarketten koşarak çıkıp, uçsuz bucaksız dümdüz bir araziye saatlerce boş boş bakma ihtiyacı duyup duymadığını sorarım. Ama cevabı dinlemem. Bu ürünlerin her birinden her insanda birkaç tane var. Sende bir iki üç dört beş tane görüyorum. Ne güzel. Oyuncak bir silah gibi duran birkaç tane daha var...
March 2011
1 post
Eminim cebinde kuş tüyleri vardı. Uçamayan yaratıklarla boğuşurken savrulurdu etrafa. Üzülüyorum, aynı zevki vermiyor artık seyretmek. Birkaç kelime var, dokunaklı bir şeyler. Ama vazgeçiyorum. Yine gidiyorum kısa saçlı kadının dizlerine bağlıyorum kollarımı. Şarap, sigara, etil alkol, çamaşır suyu, şelaleler nereye akıyor bu kafayla. Karanlık çökmüştü. Arabayı beklerken avucuma üflüyordum....
November 2010
2 posts
Çok güzel bir şarkı dinliyorum, ama adını bilmiyorum. Kafamda adımları geriye doğru akan insanlar var. Onları da tanımıyorum. Dünya çok yavaş kalıyor. “Gerçekliğine inandığın şeyleri sakın sorgulama. Muhtemelen orada değiller.” derken olmayan bir silindirin altından sürünerek geçiyorsun. Kikirdiyorum. Bu dünya için çok hızlısın. Ve çok büyük bir ironi bu. Bana mı söylüyorsun?...
Ben aramaktan sıkılmıştım, o da belki hiç aradığım taraflarda bulunmamıştı. Bir kereliğine hiç olmamışı canlandırmaya başlıyorum. Sanıyorum ki yakınlarda bana benzeyen bir şeyler var. Bana neden bu kadar öykündüğünü soruyorum. Ezan sesiyle irkiliyor. Ben yanlışı ararken, adımlarım felaketimiz oluyor. Kalkıp dikkatsiz ve ihmalsizce, bu evi başımıza yıkıyorum. Yoksa sen de mi, yanlış olan tek bir...
October 2010
2 posts
İnsanların- bir takım, tanınmayan, yüzlerine bakıldığında “çıkarılamayan” ve hiç de “azınlık” olmayan, apolitik insanların- sabrın eşinde, o buz gibi betonda çıplak ayak- zordur diyemeyeceğim, nedir o, hani tükendiğinde mürekkep damarda, tur bindiriyorken aklın aklına aklından aklına, bir de bakmışsın tam da ölecekken, sabrediyorsun hala, aynı eşik. Bu kadarı fazla, ama sen...
Sana öldü demişler, çok ayıp etmişler. İzini sürüyorum, senin kadar sinsi ve yalancı ama yok biz buna tutku diyorduk. Öyle basit- ne dersen o oluruz. En olmadı, uzak oluruz. Bak anlamayacaksın ama toprağa kök salıyorum, giderek daha alçak, giderek daha alçak, ve sızabilirsem oraya, hani uzanabilirsem sana, tutun, tutun yoksa imkansız olur anlıyor musun? Bak kızacaksın ama eğer tutunursan, beni...
September 2010
1 post
Sadece çok uzak bir ihtimalle önümde durduğunda, önümde çırılçıplak bekleyip seni yaralamamı beklediğinde, ama gerçekten çok uzak bir ihtimalle seni görmezden gelebilirdim. Çok umrumdaymış rolünü beceriyorum, ama hiç umrumda değilmiş gibi yapamıyorum, çok saçma. Ama sadece bu değil, sakat çıplaklığından da iğreniyorum. Yaratıldığın gibi karşımda duruyorsun. Zarafetle alakası yok. Bekleneni...
July 2010
1 post
Bana bu anlamsız şarkıyı sen öğretmiştin,
-Sakin ol, ol, ol, bu ölüm gerçek değil,
Sadece öl, öl, öl bu senin sonun değil.
Nasıl komik geliyor artık anlatamam. Küçük bir çocuğa öğrettiğin şeye bak. Rezil edecektin yine kendini, susman için konuşmaya başladım. Ve o sırada ağzımdan kaçırdım herşeyi. “Sanki” dedim önce, “burada sen yaşamadan önce de benim böyle bir anım...
June 2010
1 post
Odalara, kapılara, alarmlara, gece lambalarına, sinek kovarlara, araba farlarına, bardaktaki tozlu suya bakarak anlıyorum ki, yalnızlığın bizi kobay olarak kullandığı zamanlardan arta kalan bu kadınlık beni nasıl da küçük gösteriyormuş. Bariz bir gülümseyiş edinemeyip ciddiyetime fazlaca ödün vermişim. Yalnız olmanın nicelikle bir alakası kalmadığında başlıyorsun hep böyle davranmaya. Evlat...
May 2010
2 posts
Bu kadar nefret dolu bir başka kişi, tek seferde kimliğini imha edebilecek sonra da arkasına dönüp “Geliyor musun?” diye tek bir kez soracak biri, kaybedebileceklerinden çok daha fazlasına sahip hem de, öyleyse tek paragraflık bu mektuplar ikimiz için de anlam taşımıyor olurdu. “Böyle zenginlik içinde bu romantizm ne kadar kuru.” deyip pahalı şaraplarını boşaltıyoruz...
-Şimdi bana nerenin acıdığını söyle.
-Salak mısın?
-Burası mı?
-Hayır dokunma geçti.
İki kişinin böyle konuştuğunu duydum. Yine bir çeşit halüsinasyon mu, yoksa içimden mi konuşuyorum, lanet olsun ki gerçekse bile tahammül edilmez bir şey bu. Ona neremin acıdığını hemen şu anda gösterebilirim. Salonda bir ayna var. Üzerimi çıkarıp parkelerin üzerine uzandım. Burası. Salak mısın? Evet tam...
April 2010
3 posts
Camın kenarında öylece duruyor. Sulamıyorum onu. İkimiz de çaresiziz. O toprağına bağımlı, bense fantezilerimin iştahına. Dört nala koşan arsız güdülerim var. Mutlaka direnecek bir şey arar, gücüne layık bir hamle bulamazsa kandırır. Sevemiyorsa aşıktır. Bitkinse hayat dolu. Ah yine bu ne kaos deyip etrafın tozuna tekme savuruyor. Benim sevgili hücrem. Kafamdaki minicik oda. Senin pencerene o...
Bugün kucağımdaki saksıyla beni görseydin eğer, o halimi severdin biliyorum. Ne zaman saçlarım kirli ve dudaklarım çatlak olsa “Bence seni seviyorum.” derdin. Acımasız bir zamansızlıkla hepsi kayboldu ama. Bakıyorum saçlarım ve dudaklarım kalmamış. Kucağımdaki saksı havada asılı duruyor. Bugün beni görseydin eğer, elim ayağıma dolaşır, yine nasıl oluyorsa seveceğin bir şeyler...
O saçma kağıtların anlamadığın her cümlesinde bizden bahsediyor aslında. Ama kahvenden ciddi yudumlar alışını izlemek için tek kelime edemiyorum. Kafanı karıştırıyorlar, televizyondaki uyduruk dizilere takılıp kalmandan anlıyorum. Her zamanki gibi uyanışların bir başkasını da sarsabilecek kadar şiddetli oluyor. Belki de hiçbir zaman imgelerimin altındaki boşlukları doldurmayı hayal etmemiştin....
March 2010
3 posts
Geceleri anlamsız bir uyumsuzluk var etrafımda. İstemesem de hayatlarına giriyorum. Sonra olmadık bir yerde dönmek istediğimi söyleyemiyorum. Mutlu görünen korkunç tesadüflerden bir milyonuncusu ve yine gece. Çok eski insanlar tek bir kırışık bile ekleyememişler yüzlerine. Bu ne saçma bir hikaye diyorsunuz ama o benim en sevdiğim. Kimse günahlarım için yargılamıyor da artık.
Rüyalarımda bir kutup ayısıyla sevişiyorum. Kabuslarımda seninle. Sevmeyi beceremediğin için sevişmeyi de beceremiyorsun-ki bu tek ortak özelliğimiz. Sinir olup kabusun ortasında uyanıyorum. Karnımı acıktırmışsın. Mutfak da hep soğuk olur. Yatağın başucunda bir notun var, üstelik el yazın berbat. Onu çöpe attım. Sabah alırım. Beni nerede yakalayacağını bulmuşsun. Gözümü kapatıp lanet edeceğim, bu...
Birbirimize benzediğimizi görerek tüm meseleyi çıkmaza soktuk. Kendimden nefret etmeye seni tanıyana kadar tahammül edebiliyorken aynı anda bir yabancı için de sadakat duymak katlanılmaz oluyor. Soruları sorabilirsin. Burada da birkaç yanlış anlama var. Sadakatim nefrete ve öfkeye. Katlanılmaz olan ise patlak veren duygunun doyumsuzluğu. Öyle muhteşem ki tüm dengeleri hiçe sayıyor. Bir hazza...
Oturuyordum. Sakin fakat can yakan bir diyalogtu. Acıyı sindirişini seviyorum. Bacaklarımı sallamak istedim. Sonra elimdeki bir yaranın yeniden acımaya başladığını hissettim. Aslında bir anda kalkıp karşı koltuğa oturmak istemiştim. Bedenim reddetti. Anın büyüsü diye bir şey var ve an az “yalan” kadar gerçek. Ayağa kalkıp onun içinden geçen sonra da huzursuzca karşı koltukta rahat bir...
February 2010
5 posts
Buraya hiç gelmediğimizi söylemiştin. Arkamızdan iki sokak köpeğinin koştuğunu hatırlıyorum ama ben. Şöyle anlamsız bir hikaye anlatmıştın sonra da bir anlam çıkarmam gerektiğini anlamam için yüzüme bakmıştım. “Sanırım ben o değilim.” demek istedim. Fakat yanılgılarla büyülenmeyi bana annem öğretti. Sen bir gece klubünde dans edersin, ben ham hayallerin tadına bakıp ellerimden...
Belki de bir tanık bulunması açısından sana ihtiyacım var. Ruhsuz bir beden bulabilseydim, o olurdu. Ama şimdilik sen varsın. Ruhuna fazla değinmek istemiyorum. Çünkü tüm diğerleri gibi -aslında daha çok benimki gibi- onu da uzun süre steril tutamayacağız. Söylediğim gibi, sadece yüzelsel bir tanıklık bu. Birkaç kişi daha var. Asıl dertleri cesaret olan bu birkaç kişi daha, sorulduğunda herşeyi...
“Ne kadar güzel görünüyorsun.” demek istedim, bir önemi ve anlamı olmasa da eskisi kadar, yine de güzel bir laf kalabalığı bu. Birkaç saat başkalarının yörüngelerinden çıkıp aynı eksende dönmeye başladığımızı kimsenin farketmesine gerek yoksa, onun da ne kadar güzel olduğunu düşündüğümü bilmesine gerek yok işte. Zaten ben güzelliklerden bahsedemem. Biri avcuna bırakıp gitmiş onun da....
Oldukça sakin bir sabah, evde de kimse yok. Garip bir şekilde Tanrı buradaymış gibi hissediyorum. Dün sahafta “Bu rafta bir kitap beni çağırıyor, ama bir türlü gözgöze gelemiyoruz.” diyen de bendim. Kendi sözcüklerimde gerçeklik payı aramayalı baya oluyor. O yüzden içten ya da art niyetli herhangi bir tebessümde kasti olarak susuyorum. Dün, bir kitap beni falan çağırmıyordu. Kitaplar...
January 2010
10 posts
Bugün bir kadına ne kadar tutkuyla sevebileceğimi kanıtlamak için, sadece bir adamın başını koyduğu yastığa bakarak 12 şiir yazdığımı söyledim. Onun için bir hiç olmayı göze alarak yanında kalışımı, sevdiği kadından bahsetse bile yanımda olmasını acizce istediğimi ama en sonunda onu gidip kadınına kendi ellerimle teslim edişimi ve birkaç gözü kara teşebbüsümü sakin ve gururlu bir edayla anlatıp,...
Benim cümlelerimle üzerime saldırdığı bir vakit köşeye sıkıştım. Gerçekten iyi hamleydi. Onun dudaklarına öyle yakışmışlar ki, üstelik üzerine alınması gereken her sözcüğü de eksiksiz ezberlemiş. Ne tuhaf, o sözcüklere öyle yabancılaşıp ben de üzerime alındım bir an. Aynı kazağın içinde sevişiyormuşuz gibi, aynı kazağın ikimize de yakışması gibi. Oysa lanet okuyan cümleler onlar. Bu da aynada...
Sevgiyi hakettiğimi düşünmüyorum. Bu benim çok öncelerden aldığım bir tedbir. Sevmeyerek acıtamıyorlar beni bu yüzden. Her seferinde “ilk değilsin” diyorum. Bu kadar. Sadece çekip gitsin. Birkaç gün arkasından bakarım. Defterler doldururum. Sıkılana kadar acıyla sevişiriz, benim çocuklarım olur. Birkaçına isimsiz mektuplar attım. Sadece şöyle yazıyor: Teşekkürler sevgili ilham. Sonra...
Sen seksten, kadınlardan ve alkolden bahsederken hayranlıkla bakıyorum yüzüne. Olgun adam numaranı gönüllü olarak yiyorum. Lezzetli bir lokmasın. Açıkçası zevk de veriyorsun. Olduğu gibi görünmeyen her şey gibi pantolonunla ve içindeki parçayı nasıl pazarladığınla daha fazla ilgileniyorum. Nedeni şu, yalanı seviyorum. Bilmediğimi sandığın her an daha fazla zevk alıyorum. Sen orgazmdan...
O buradayken yazamıyorum. Her bir başkasında daha fazla okuyamıyor ve yazamıyorum. Fotoğraflarını çekmek güzel. Ama buraya ait değiller. En fazla benim kadar konuşan biri var, en çok onu seviyorum; o da fotoğraflarda güzel çıkmıyor. Mutfak darmadağınık. Ve ben az önce birini kovdum. Kirli tabaklar bana birini hatırlatıyor ama hatırlamıyorum.
Kar yağarken başımı gökyüzüne kaldırdığımda bayılacak gibi oluyorum. Nefes alamadığımı düşünüp telaşa kapılıyorum. “Yok öyle bir şey” diyor. “Sadece” ile başlayan bir şey söyleyecek birazdan. Benim gözlerimden bakarsanız sakalını görürsünüz. Onun gözlerinden bakarsanız yokolurum. Ama ısrarla başımı tutup “Sonsuzluğu hayal etmeye çalışıyorsun ya, zamansız, sürekli bir...
Daha fazlasını isteyen bir parçaya ihanet etmek üzereyim. Bir elim cebimde olsun istiyorum hep böyle anlarda. Sigara da çok yakışırdı aslında. Ama kullanmıyormuş. Bir daha alsak ya diye yalvarıyorum. Kolumdan tutup fırlatışına, küfrederken dudaklarının incelmesine, lafı bittikten sonra nefesini aniden salıvermesine bir de dengesiz omuzlarına. Gerçek bir doruk görmedim ki, çocukluğumdan beri en...
Ne yaptığımı bildiğim ve kararlılık konusunda kendime yalan söylüyorum. Tüm becerebildiğim durumlara uyarlanabilir tutarlı bir dizi gerekçeler uydurmak. Ve elbette şu yaptığım aptallığa da bunlardan bolca dayanak yaptım. Doymayan bir tarafım var ve neyle beslendiğimi bilmek istemezsin diye umuyorum. Umudumu boşa çıkarma çünkü tek bir soruyla altüst olabilecek kadar zayıf bir düzenek bu. Cevaplarım...
Gerçekten uykum yok, beni rüyanda falan bekleme. Artık eskisi kadar yorulmuyorum, uykuya dalacak çok vaktim oluyor. Hiç uyumadan sadece uykuya dalmak için harcadığım zamanla duvarda bir delik açtım. Oradan esen rüzgar her gece üzerini açıyor ve sadece ihtiyaçtan bana sarılıyorsun. Adaletimizin suyu çıktı. Bir rezalet olsa aniden ağzımdan kaçırsam. Hakettiğimden fazlası senin kusurun git bir...
Ben bir kısmını uzatmışken, aslında bileğimi tamamen kesebilirdi. Bolca kan akardı ve bordo asil bir renktir. Boşluğumdan bir uzuv daha eksiltip olgun bir kadın gibi yoluma devam ederdim ben de. Kimse sol elime uzanıp tutamazdı. Güzel bir hayal kırıklığı olabilirdim. Olmayan elimle işaret ederdim herkese. Çirkin bir aksesuarı gururla taşıyarak ve öğrenerek büyürdüm. Ama yine tek bir yara izi bile...