Bu kadar nefret dolu bir başka kişi, tek seferde kimliğini imha edebilecek sonra da arkasına dönüp “Geliyor musun?” diye tek bir kez soracak biri, kaybedebileceklerinden çok daha fazlasına sahip hem de, öyleyse tek paragraflık bu mektuplar ikimiz için de anlam taşımıyor olurdu. “Böyle zenginlik içinde bu romantizm ne kadar kuru.” deyip pahalı şaraplarını boşaltıyoruz üstlerine. Bir terslik oluyor. Bunu da partiye çeviriyorlar. Bir terslik daha oluyor. Ben köpüren nefretinden keyif alıyorum. “Geliyor musun?” demesini artık nasıl şiddetle bekliyorum, ortalığın süslü sevgisinden nasıl yırtılıp alınmak istiyorum. “Masumiyet diye bir şey yoktur bebeğim.” Bunu dolu dolu birinin ağzından nasıl duymak istiyorum..