Odalara, kapılara, alarmlara, gece lambalarına, sinek kovarlara, araba farlarına, bardaktaki tozlu suya bakarak anlıyorum ki, yalnızlığın bizi kobay olarak kullandığı zamanlardan arta kalan bu kadınlık beni nasıl da küçük gösteriyormuş. Bariz bir gülümseyiş edinemeyip ciddiyetime fazlaca ödün vermişim. Yalnız olmanın nicelikle bir alakası kalmadığında başlıyorsun hep böyle davranmaya. Evlat edinilmiş kadınlığın hem zaafın hem de zaferin. Duştan sonra aynada kendine uzun uzun bakmaya başlıyorsun. Biraz aşıksın kendine, biraz tiksiniyorsun kendinden. Tiksiniyor musun? Başkalarına anlatır gibi anlatıyor musun? Kafanı biraz dışarı çıkarıp sonra labirentine geri dönüyor musun? Özlemekten ağlıyorsun sen. Oysa yalnızlıktan ölünür.